Çağlayancerit
 
  Ana Sayfa
  İlçemizin Tarihi
  İlçemizin Coğrafyası
  İlçemizin Sosyal Yapısı
  Ceviz (Goz) in Önemi
  Ceviz (Goz) Resimleri
  Çağlayancerit Fotoğrafları
  Yazılar ve Şiirler
  Okullarımız
  Program İndir
  Site Linkleri
  İletişim
Yazılar ve Şiirler

İlkler ve Enler

---İlk üniversite,bundan 4000 yıl önce açılan Harran Üniversitesi'dir.
---İnternet ilk defa,1958 yılında askerler tarfından kullanılmış,70'li yıllarda halka açılmıştır.
---İlk e-mail 1972 yılında gönderildi.Adres yazılırken ,anket sonucu ''@'',''$'' işaretlerinden ''@''in kullanılmasına karar verildi.
---En kalabalık şehir Japonya'nın Tokyo şehridir ve burada 27 milyon kişi yaşamaktadır.
---En derin yer Filipinler yakınındaki 11km yakınındaki 20 metrelik Marianna çukurudur.O kadar derindirki suyun yüzeyinden 500 gramlık bir demir kütle bırakılsa çukurun dibine düşmesi 1 saat'ten fazla sürer.
---En uzun nehir 6 648 km uzunluğundaki Nil nehridir.
---En yüksek çağlayan Venezüella'daki Angel çağlayanıdır ve bu çağlayan 980 metreden akar.
---En büyük kıta, Asya kıtasıdır ve 44 milyon 500 bin kilometrekarelik alana sahiptir. Bu rakam tüm dünyadaki suların neredeyse yarısına karşılık gelmektedir.
---İlk gözlük 1280 yılında İtalya'da yapılmıştır.
---İlk çamaşır makinesi 1907 yılında Amerika'da yapılmıştır.
---İlk deniz altı Nautilius 1801 yılında suya indirilmiştir.
---İlk fotoğraf 1826 yılında çekilmiştir ve bu fotoğrafın çekilmesi 8 saat sürmüştür.
---İlk asansör 1857 yılında, New York'taki küçük bir dükkanda kurulmuştur.

---En derin göl Baykal gölüdür.Bu gölün bazı noktalarından derinlik 2 km'ye ulaşmaktadır.
---En uzun tünel japonya'daki Akhi tünelidir ve 13 km uzunluğundadır.
---Türkiye'deki en uzun nehir,Kızılırmak'tır ve uzunluğu 1 355km'dir.
---Türkiyede'ki en büyük göl,Van gölüdür ve yüzölçümü 3 713 kilometrekaredir.
---Yüzölçümü en büyük olan ilimiz Konya'dır ve yüzölçümü 40 814 kilometre karedir.En küçük il olan Yalova'nın yaklaşık 48 katı byüklüğündedir.
---İlk motosiklet 1885 yılında yapılmıştır.
---ilk uçak Orville ve Wilbur Wright kardeşler tarafından 1903 yılında yapılmıştır.Bu ilk uçuş 12 saniye sürse de günümüz havacılık teknolojisini temeli atılmıştır.
---Televizyon Logie Baird tarafından icat olunmuştur ve ilk defa 1926 yılında geniş bir alana yayın yapmıştır.
---Dünya'nın en soğuk yeri Vostok'tur.Kayıtlı en soğuk ısısı -89.2 santigrat derece olan bu ter Libya'dadır.

Otuz Beş Yaş

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim

Cahit Sıtkı Tarancı

Ey Kahramanmaraş

Ey Kahramanmaraş, Sen neler gördün neler
Savaşlarla, acılarla geçti seneler

Hitit, Asur, İran, Roma, Bizans, Araplar
Türkün damgası hepsini de birden paklar

İlçendir Pazarcık, Elbistan, Nurhak, Afşin,
Göksun, Türkoğlu, Çağlayancerit, Andırın,

Ceyhan nehri bağrından çıkar, nazlı akar
Aksu koynunda yatar, baygın baygın bakar

Keşfedildiği günden bu yana, madenin
Şekli verilir Maraşta, Bakır, çeliğin

Elindeki silah, Kahraman yaptı seni
Anadolu kaplanı, sen de al hisseni

Tohumdan toprağa, topraktan da pamuğa
Pamuktan ipliğe, iplik durdu kumaşa

Binboğa, Hazanlı, Engizek, Ahır dağın
Hala bin bir çeşit üzümler verir bağın

Çam, kayın, sedir, gürgen ve meşe ağacın
Keklik, üveyik, toy ve turaçsız en acın

Göksun, Tekir, Fırnız ve Başkonuş dinlencen
Pınarbaşı, Kapıçam ve Kırksu eğlencen

Zeytin Ilıcan ise Ekinözü içmen
Firik, Tarhana ile meşhurdur dondurman

Bezdirme, sıkma, bükme ile hoştur yufkan
Keçe, sırma, bakır, çelikle eştir burman

Her üç kapının, ikisi şair bilinir
Üçte bir Türk senin kumaşınla giyinir

Sevdanın kıyısındandır sözün, destanın
Seni Maraşa Kahraman yapar, unvanın

Hasan Kocamanoğlu





Kahraman
Kahramanım çıktı yola,
Çok saldırır sağa sola,
Her köşede sinsi mola,
Vay kahraman! ... Vay kahraman! ...

Cinlik onun mayasında,
Ar kalmamış hayasında,
Köroğlu’nun havasında,
Vay kahraman! ... Vay kahraman! ...

Atar tutar utanmadan,
Bir gerçeğe tutunmadan,
Haram yutar yutkunmadan,
Vay kahraman! ... Vay kahraman! ...

Nusret Turan






MERDİVEN


Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...


Ahmet HAŞİM





DEPREM
17 Ağustos'ta sarsıldı,heryer
Kimileri ölü kimileri yaralı
Bu dünya ölümlü dünya
Çekenlere sor fani dünya

En kaz altında cansız bedenler
Hepsi birbirinden beterler
Sanki uykuya yatmış gibiler
Yarınlardan habersiz küçük bebeler

Bir çocuk ağlıyor sessizce
Yarınlara bakan bir çocuk
Anasız babasız büyüyecek
Bana elinizi uzatın diyecek

M.A.D



ÇAĞLAYANCERİT
Sen de Türkiye'nin bir parçasısın,
Yolun suyun hayalin öylemi kalsın
Sen ki halkına büyük bir vatansın.
Perişan halin var.Çağlayancerit

Çok sert olur buranın havası.
Yok denilecek kadar avazı.
İnan ki dürüstlerin yuvası.
Perişan halin var.Çağlayancerit

Doktorun öğretmenin işte burda büyüdü.
Ah çeke çeke ömürleri çürüdü.
Geze geze gerçekleride gördü.
Perişan halin var.Çağlayacerit.

Ben sana hasretim gerçek cerit'im.
Düşündüm halini hemen eridim.
Olmadı tüm emeğimi verirdim.
Perişan halin var.Çağlayancerit.

Büyük bir özlemin var gönlümde.
Nasipse büyük yıllar var önünde.
Başarıların da halkın dilinde.
Perişan halin var.Çağlayancerit.

Halkı cefakardır pek çok hesaplı.
Dört bir tarafı ki dağlar la kaplı.
Yaz günleri olur derin mehtaplı.
Perişan halin var.Çağlayancerit.

Haksızlık diz boyu bitmez ki sancım.
Köle gibi çalışmaktı amacım.
Eşi dostu görmeyede muhtacım.
Perişan halin var.Çağlayancerit.




 

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmaraya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

DUVAR YAZILARI

İnsanlar üçe ayrılır sayı saymasını bilenler ve bilmeyenler.

Gülü seven dikenine katlanır.Kaktüsü sevenin vay haline!

Akıllı olup Dünya'nın kahrını çekeceğine deli ol Dünya senin kahrını çeksin!

Deveye cilve yap demişler 9 dükkan yıkmış!

Bakmakla aşık olunsaydı öküz trene aşık olurdu.

Kalbimi kırdın o bana dedemden hatıraydı.

Yazılıdan sıfır aldım önemli olan katılmaktı.

Kurt kocayınca hayvanat bahçesinde emekli olur.

Annelerin hakkı ödenmez,babalarınhakkı ise taksit yapılır.

Bilmemek ayıp değil,yeterki çaktırma.






Asker Anasıyım

Asker Anası
Dün gece uğurladım seni,
Vatana asker ettim.
Cama dayalı başın,
Ağlayamadan bakışın,
Yüreğimi dağlayışın,
Gözlerimden gitmiyor.
Ben asker anasıyım,
Ağlama demeyin bana....
Asker eyledim vatana,
Sütüm helal olsun sana,
Ben asker anasıyım.
Bir emanetin var bende,
gözün arkada kalmadan git sen de,
eşin benim desteğim bu zor günde,
Ben asker anasıyım!
Sana hasretim her zaman,
Cağlayacak sular gibi,
Vatan borcun namus borcun
Deyip yolunu gözleyeceğim,
Ağlama demeyin bana,
Bitecek bu günler ve hasret,
Kavuşacağım sana,
Ben asker anasıyım!

Bütün Şehit Analarına





SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

Yahya Kemal Beyatlı


Zindan'dan Mehmet'e Mektup

Zindan iki hece Mehmetim lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Birde geri adam boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!
Kavuşmak mı? ... Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yolda tutuktur hapse düşeli...
Git vegel... yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak
Bir alem ki, gökler boru içinde!
Akıl almazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu sus mu unut mu,,?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'!
Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, Bir yırtıcı zil;
Sayım var, Maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemiyet
Urbalarla kemik, Mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, Nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yüzünde şevkat;
Beni kimsecikler okşamaz madem;
Öp beni anlımdan, Sen öp seccadem!
Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, Duman duman erisin!
Peykeler duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler
Duvar katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... beynimi içtin!
Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.
Yerinde mi acep ölü ve mezar
Yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç varda kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir elden kader bu emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünya ya kapalı, Allah'a açık.
Dua dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, Bir tütsü Bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi zahir şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!
Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
Ölsekte sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Necip Fazıl Kısakürek

 
   
Bugün 1 ziyaretçi (2 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol